11 Mart 2010 Perşembe

Seychelles 1.Bölüm


Uzun süredir ailece seyahate gitmeyi hayal ediyorum. Yaşadığım sıkıntıları bu şekilde çok uzakta bir yerlere bırakarak arınma fikri hoşuma gidiyor. Bu sebepten dolayı seyahat kriterim;Vize istemeyen, sıcak bir yer olunca ve bu tatil sömestre tatiline denk gelince uzaklık kendiliğinden ortaya çıktı.
Arkadaşım Bora yaklaşık bir buçuk iki ay önce Mauritius'dan döndü. Çok beğenerek anlatınca buraya gitmeye karar verdim.Uçak bileti araştırmasına başlayınca en uygun uçak bileti fiyatının Seychelles olduğunu gördüm.Nasıl bir yer olduğu ile ilgili internette araştırma yaptığımda çok da bir bilgi bulamadım. Genelde otel listeleri çıkıyor ve buradaki otellerde kalanların düşüncelerini görebildim. Bunun da önemi olmadığına karar verdikten sonra bir haftalık bir seyahat planlamaya başladım. Eşim Sherrie tatilin iki hafta olduğunu ve biraz daha kalabileceğimizi söyledi. O zaman tatilin süresini dönüş uçak biletlerine göre dokuz güne çıkardım.internetten uçak biletimi aldım. Dört kişi 1.945.-€. Emirates'in kendi ofisinde fiyat 2.100.-€.Emirates'in web sayfasından bilet alanlara tavsiyem İngilizce sayfasından bu işlemi yapması ve birden fazla ismi olanlarında isimlerini bitişik yazması.Ardından İzmir-İstanbul-İzmir uçak biletimi de THY aldım.640.-TL.
Seyahate son hafta kala Andrew ateşlendi. Bu seyahati ertelememiz demek. Ama hafta içinde düzeldi ve doktorumuzda seyahate engel olmayacağını söyleyince otel araştırmasına karar verdik.
Çocuklar cuma günü karnelerini alarak evde beni bekliyorlardı.Kerem takdir,Andrew ise iki tane başarı belgesi almış.Hem karne heyecanı hem de seyahat heyecanı onları sarmıştı bile.
Bütün hafta hava durumunu kontrol ettim. Ama tam İstanbul'a uçacağımız günden bir gün önce İstanbul'da kar yağdı. Bunun üzerine THY arayarak uçaklarda rötar olup olmadığını sordum. Uçuşların sorunsuz devam ettiği bilgisini alınca rahatladım.22 Ocak Cuma günü İzmir'de şiddetli yağmur vardı. Valizlerimizi hazırladık. Kerem babacım bir gün sonra gitsek olmaz mı dedi. Neden diye sorduğumda Kavak Yellerini izlemek istediğini söyleyince ona olan bakışımdan dolayı konuyu uzatmadan yatağa gitti.
23 Ocak sabahı hava İzmir'de süperdi. Bir gün önce şiddetli yağmur olduğuna inanmak mümkün değil. Uyanır uyanmaz Odie ve Muffin'in mamalarını almak için sahildeki veterinere gittim.




Biz yokken bir hafta bahçıvanımız Ali onlarla ilgilenecek.
Saat 13'te Onur bizi havaalanına götürmek için geldi.Uçağımız 15'te. Evimizi kilitleyip köpeklerimiz ile vedalaştık. Çok yakında oturan annemede uğrayıp hayır duası aldık.
Rötardan dolayı başımıza gelecekleri kafama takmamaya çalışarak Adnan Menderes Havalimanına vardık.Uçağımızın 16.10'da kalkacağını öğrendim. Hala yetişebiliriz diye endişelerim hafifledi. Beklerken Emirates'in havaalanı ofisini arayıp durumumuzu belirtmenin faydalı olacağına karar verdim.Ancak yaklaşık 40 kez aramama rağmen hiç kimse telefonu açmadı.






Telefon çaldığına göre bir afete kurban gidemezlerdi. Aklıma Abu Dabi'deki merkezlerini aramak geldi. Böyle bir şey insanın neden aklına gelir ki.... Çok nazik bir bey sözümüzü kesmeden dinledikten sonra bize bir numara verdi. Bu numara bagaj bölümüne bakan birine ait çıktı. Bu arkadaşımızda çok nazikti. Aradığımız numaraların doğru olduğunu telefonun açılmama sebebini anlayamadığını söyledi. Bu ara bizim uçaktaki gecikme 2 saate çıktı!!! Gitmemeyi düşünmeye başladım.





En azından bir sonraki uçak için program yaparız diye düşündüm. Bagaj bölümünü tekrar aradım. Telefonumu aldılar ve bizi aratacaklarını söylediler. Bir süre sonra da arandık. Hayret değil mi! Durumumuzu anlattık. Bizim durumumuzda bir çok kişinin olduğunu ve yardımcı olacaklarını ilettiler. İçimiz rahatladı. Sonunda 15.00 uçağı 17.10'da havalandı. Güzel bir yolculuktan sonra 18.00'de İstanbul'a indik. Bu kadar gecikmeye sebep olan karın bir karışı geçmediğini gördüm. Sherrie ile bir kış Kanada'ya gitmiş oradaki kar miktarına rağmen hayatın devamlılığı aklıma gelmişti. Demek ki kar yağdığında alınabilecek önlemler vardı. En azında bir yerlerde yaşam devam ediyordu. Uçağımızın kalkmasına daha bir saat var ve hala yetişebiliriz. Ancak yok bu seyahate çıkmamamız için herkes çalışıyor gibi! Pistte bekliyoruz. Neden beklediğimiz ile ilgili en küçük bir açıklama yok. Sonunda kapıları açtılar. Sherri'ye beni beklemeden dış hatlara geçmesini söyledim. Bende valizleri alıp hemen gelecektim. Ama bu seferde valizler gelmiyor. Bu şaka olmalı!!!
Sonunda valizlerde geldi koşarak dış hatlara geldim. Bir sürü mutsuz çalışanın nerede kaldınız bakışları ile karşılandım. Bizi uçağa alamayacaklarını söylediler. Kendilerine uçaktaki gecikmenin İstanbul'daki hava koşullarının sebep olduğunu kendi uçaklarının da zamanında kalkamayacağını bu yüzden bizi yetiştirebileceklerini hatta valizlerimizi bir sonraki uçakla gönderebilecekleri gibi pratik fikirler sunsamda bana Emirates'in zamanında kalktığını söylediler. Neyse kavga etmek faydalı olmayacağına özellikle oğullarımın önünde bunu yapmaktan kaçınmak istedim. Bir sonraki uçak için adam başı 75.-€ ödeyerek biletlerimizi değiştirdik.

Şimdi kalacak bir yer bulmam gerekiyor. Aslında bu durum bize daha önce bildirilseydi.Evimde kalır bir sonraki uçak için biletlerimi değiştirirdim.Şehir içinde trafiğin çok kötü olduğunu da öğrenince havaalanına yakın bir yerde kalmanın mantıklı olacağı konusunda Sherrie ile hem fikir olduk.

Aşağıdaki bir acenta ile kalabileceğimiz yakın otellerle ilgili bilgi aldım.En yakın otel WOW Otel. Bir oda için yanı hepimizin kalacağı bir oda için 240.-€ istiyorlar. Buradaki arkadaşa bu fiyatın çok yüksek olduğunu söylediğimde bir hesap daha yaparak 20.-€ daha almayacağını bir de otel havaalanı servisinin de bu fiyata dahil olduğunu söylüyor.Çocukların yanına döndüğümde internetten otelin numarasını buldum ve aradım.Telefonda verdikleri fiyat 119.-€ oldu kahvaltı dahil.Otel havaalanı transferide dahil.Rezervasyon yapıp hemen bir taksiyle otele gittik.



Çocukların karınları iyice acıkmış olduğundan hemen yemeğe otuduk.Yemekte Andrew " yaşadıklarımızın hiç birisi senin suçun değildi babacım,önemli olan birlikte olmamız" diyince ne söyleyeceğimi bilemedim. Açıkçası hiç beklemediğim bir yorum oldu bu. O gün duyduğum en güzel şeydi.



Kerem'in beklediği ve istediği gibi Kavak Yellerini izledik ve uyuduk.
Bu günkü uçak Dubai aktarmalı ve bir gece de Dubai'de kalmamız gerekiyor. Sabah bunu da değerlendirerek bir sonraki Dubai'de konaklamadan gideceğimiz uçağı seçiyoruz. Yani yola Ptesi sabahı çıkacağız. Baştan Sherrie'ni daha fazla kalabiliriz sözünü dinlediğime çok sevindim. Hanım sözü dinleyeceksine de güzel bir örnek oldu.
Pazar günü sabah uyandığımda ilk işim dışarıya bakmak oldu. Hava aynı şekilde tatsız.Kar yağışı az da olsa devam ediyor. Sherrie ve çocuklar odada yok. Bende hemen kahvaltıya indim. Andrew "baba şimdi ben türk pasaportumu kaybetsem İngilizce mi konuşmak zorundayım diyerek kahkahalarımızdan tüm bakışları bizim masaya çevirtmeyi başardı.



Bütün gün odamızda dinlendik. Uyuduk,kalktık yemek yedik tekrar yattık. Süperdi!

25.01.2010 Ptesi.

Sabah yine kahvaltıya en son indim. Kahvaltıda abim arayıp bizleri görmeye geleceğini söyledi. Öğlen iki gibi geldi. Oğlanlar başımızdan geçen olayları heyecanla amcalarına anlattılar. Abim gittikten sonra odaya çıkarak valizleri son kez kontrol ettim. Otelin 15.00 servisi ile dış hatlara ulaştık. Emirates çalışanları bizi görür görmez işlemlerimizi business class masasında yapacaklarını söylediler!



Çocuklar beklerken sıkıldılar ve bir yere oturup game boy oynamak için yanımızdan ayrıldılar. Birbirlerini çok seviyorlar.



Sonunda tüm işlerimiz halloldu ve pasaport kontrolünden geçtik.




Benim de bir resmim olsun....





Uçağımızın kalkamasına daha çok var. Bu yüzden YKB Lounge'a gitmeye karar verdik. Her ne kadar geçen sene Bora ile Endonezya seyahatine giderken burada hayal kırıklığına uğramış olsak da belki deiğişmiştir umudu ile tekrar uğradık. Bu seferde buradaki görevli kartımın burada geçmediğini söyledi. Dünyanın her yerinde geçen kartım burada nasıl geçmiyor dedim ama belli ki bu seyahatte hep aksilikler olacak. O kadar yolu bu sefer HSBC Lounge gitmek için yürüdük. Yolda da bu problemi çözmek için YKB aradım. Kartımı iptal etmek istedim. Ama havaalanındaki görevlinin 180 derece aksi davranan tekrar gidersem kartımı bu hizmet için açtıklarını belirtten görevliden sonra kartımı iptal etmedim.Bu ara HSBC Lounge gelmiştik.



Burada çocuklar karınlarını doyurdular. Bir süre dinlendikten sonra tekrar YKB Lounge gitmek için aynı uzun yolu tekrar yürüdük. Bu sefer aynı kaba çalışan bayana kartımı tekrar denemesini istedim. Aaaaa oldu dedi. Kendisine bir banka müşterisini buradan göndermenin hiç hoş olmadığını benim yaptığımı kendisininde buradan yapabileceğini söyleyerek içeri girdim.
Kerem hemen bilgisayara oturdu.



Sherrie'de onu takip etti.



Ben ise masaj koltuğunda güzelce rahatlarken yerimi bu arkadaşa vermek zorunda kaldım.



Loungelar ile ilgili yorumum şu;birincisi daha davetkar bir menüleri olmalı.Ayrıca hiç bir ruhu olmayan yerler. Çalışanlar asık suratlı. Bankalar bu kadar para kazanır ve krizde bile kar açıklarken. Çalışanlarının mutsuzluğu kapitalizme güzel bir örnek olur. Çünkü bu çalışanlar reklam filimlerinde hep gülüyor. Tüketici olarak aldatıldığımız ortada...Tüketici mahkemelerinin bu konudaki şikayetleri de değerlendirmesi lazım değil mi?

Uçağımız 19.10'da 18.30'da YKB ruhsuz Lounge'ından çıkarak uçağımıza doğru yürümeye başladık.

İlk günkü görevlinin Emirates'in zamanında kalkan bir uçak olduğu bilgisi ile artık uçacağımızdan bir şüphem olmayarak güvenlik kontrolünden geçtim.Artık uçakta bir birimize başardık edası ile bakıyorduk.



Bu şekilde iki saat bakıştık. Çünkü uçağımız hava koşullarından dolayı kalkmıyordu.
EK122 sayılı uçak iki saat alanda bekledi. Sözleşmiş gibi en kötü ekipte sanki bu uçaktaydı. Bir ara uçaktan inmek istedim ama çocuklar bu seyahate o kadar kendilerini kaptırdılar ki bu isteğimi sese dönüştüremedim.
Uçağımız 21.20'de havalandı. Bu Dubai uçağımızı kaçırdığımız anlamına geliyordu. Ben eminim ki ilk kaçırdığımız uçakta en az bu kadar havaalanında beklemişti!!!



Uçakta Andrew "This is it" Sherrie " Transformers" ben "Case 35" adlı filimleri izledik. Kerem ise bilgisayar oyunu oynadı.
Yemekten sonra benim dışımda herkes uyudu.



Dubai'ye güzel bir iniş yaptık. Uçaktan çıktığımızda aktarmalı tüm yolcuları koyun sürüsü gibi toparlayan bir görevli gurubu ile karşılaştık. Seychelles uçağını bekletmişlerdi. Bizimle beraber 20 kadar yolcu çobanımızın eşliğinde uçağımıza geldik. Koyun ve çoban diyorum çünkü görevlilerin bağırarak iş yapıyor olmaları ve herkesin uyku sersemi ordan oraya gitmeleri bana bunu hissettirdi. Emirates'in Seychelles uçağı daha küçük ama daha güler yüzlü personeli ile bizi karşıladı.Bu havayolunun bir standardı olmadığı ortadaydı ve kesinlikle yardıma ihtiyaçları var!
Bu destinasyonlara gidildiğinde mecburen Emirates ile uçuluyor. Ancak bir daha mecbur kalmadığım sürece asla yolculuk yapmayacağım bir havayolu.

Bir süre sonra benim ekip tekrar aynı pozisyonda uyudu.

26.01.2010 Salı

Sabah 09.00'da Seychelles'e indik.



Havaalanı okyanusun hemen kenarında. Pahallı bir turistik nokta olduğu için havaalanı daha modern bekliyorsunuz ama küçük ve eski bir yerdi. Ancak sonradan anlayacağım üzere adada modern bir havaalanı ortamı bozabilirdi.Uçaktan iner inmez nem vücüda işliyordu.Önümüzdeki bir Türk ailesini uzunca bir süre beklettiler.Anladığım kadarı ile kalacak yerleri ile ilgili bir bilgi eksikti.Sıra bize geldiğinde bize de dönüş biletimizi ve nerede kalacağımızı sordular. Kalacağımız yerin ismini söylediğimde görevli bu isimde bir yeri bilmediğini söyleyince "her yeri biliyor musun" diye sordum. Aslında bu tip sorular sormamalı. Kısa bir süre sonra herkesi sıraya sokan görevli kalacağımız yeri bildiğini söyledi. Pasaportlarımızı alarak artık gerçekten Seychelles'deydik. Dışarı çıkınca ismimizin yazılı olduğu bir kağıt tutan bayanı görünce artık aksiliklerin peşimizi bıraktığına karar verdim.
Aracımıza bindikten 15 dakika sonra Villa Farfalla'daydık. Farfalla buralarda yaşayan bir balığın ismi. Bizi Winni diye bir bayan karşıladı. Hoş geldin kokteyli ikram etti.



Guest House'un sahibi Molly eşinin rahatsızlığı yüzünden Dubai'ye gitmiş. Ancak her şeyi planlamış. Kendisi aynı zamanda Kanada vatandaşı.



Villa tamamen bize ait. Beş odası var. Bize üst kattaki odalardan istediğimizi seçebileceğimizi söyledi Winni. Hatta çocuklar içinde ayrı oda verdiler.Bizde iki odayı da deniz gören ve bir birine bağlı balkonu olan odaları seçtik.



Odaya yerleştikten sonra amacımız önce bir keşif yapıp sonra da serinlemek için denize girmek!



Sherrie oğlanları 50 numara yağ ile alçıdan heykel durumuna getirdikten sonra yürümelerine izin verdi. Ben ise bu balçık kremi üstüme sürmek istemedim. Zaten biraz yürüyüş yapıp hemen uyumak istiyorum.



Ancak çok kısa sürede omuzlarım yandı. Hafif bir şeyler atıştırıp uyumaya karar verdik.





Uyandıktan sonra bir taksi çağırarak para bozdurmaya gittim. Victoria buranın başkenti. Çok küçük bir merkezi var. 1.-€ = 16SR. Geri döndüğümde bakkaldan su ve yerel biraları olan EKU'dan aldım. Bu birayı çok beğendim. Döndüğümde çocuklar uykudan uyanmışlardı. Taksici akşam yemeği için Kaz Kreol diye bir İtalyan restoranı tavsiye etti. Ancak bakkala giderken yakında bir restoran olduğunu fark edip ziyaret ettim. Hoş bir yere benzemesine rağmen iki çalışan o kadar asık suratlıydı ki akşam yemeğini burada yememeye karar verdim. Adaya geldiğimden beri insanların bende bıraktığı ilk intiba "mutsuzluklarıydı".



Henüz araba kiralamadığımdan taksicinin tarif ettiği yere gitmek de otobüslerin 19.00dan sonra çalışmadıklarını öğrenince vazgeçmeme sebep oldu. Zaten biraz uyumamıza rağmen herkesin yorgun olduğu ortadayken evde yemeğe karar verdik. Winni evde makarna olduğunu söyledi.



Ancak kendisi kötü bir aşçıymış. Bu duruma kocan ne diyor diye sorunca yemeklerimi beğenmediğinde kendin yap diyorum dedi.Ada halkının daha demokratik olduğuna karar verdim. Sherrie bende kötü yaparım diyince iş başa düştü. Bende spagetti yaptım.



Ya herkes aç olduğu için yada ben bu işi iyi bildiğim için yemek bir çırpıda bitti.
Odamızda bir klima olduğu için Molly 'e içimden saygılarımı gönderdim. Gerçekten bu nemli havada ne yapardık.Az sonra Wini Molly'nin erkek kardeşi Dan'ın geldiğini söyledi. Kendisi bize bu hafta boyunca Molly'nin eksikliğini hissettirmeyeceğini söyleyerek ne yapmak istediğimizi sordu. Ben de araba kiralamak ve mümkünse bir tekne ile farklı bir adaya gidip gidemeyeceğimizi sordum. Kendisinin küçük bir teknesi olduğunu ve bizi yakınlardaki çok güzel bir plajı olan adaya götürebileceğini söyledi. Bu durumda arabayı da ondan sonraki gün kiralayabilecektik. Fiyat sorunca da hallederiz dedi. Bu hiç akıllıca değildi ama adamın kibarlığı karşısında ben de üsteleyemedim. Bakalım ne olacak?
Dan Molly'nin oğlu Perry'i de getirmiş.



Perry 15 yaşında ve 13 yıl Kanada'da yaşamış.Burada olmaktan memnunmuş.Sherrie ile sohbet ettiler.Çok iyi bir çocuk. Böyle zeki bir çocuğu yetiştiren aile de iyi olur öngörüsü ile burada kaldığımız için şanslıyız diye düşündüm. Bu arada bir güvenlik elemanın da gelip sabaha kadar dışarıda nöbet tuttacağını da öğrenince rahat uyuyacağımıza karar verdim.

27 Ocak 2010

Sabah erkenden kalktık. Meyvelerden oluşmuş kahvaltımızı yaptıktan sonra hazırlandık ve Dan'in gelmesini beklemeye başladık.




Bu arada bir kaç fotoğraf denemesi yaptım.







Bir süre sonra büyük bir buzluk ve barbekü ile çıktı geldi. Yakındaki bakkala gidip alışveriş yaptık. Yaklaşık 35€ tuttu. Ödemek istediğimde ise Dan sonra hesaplaşırız dedi.
Bizi havaalanının hemen yanındaki ormana bırakıp tekneyi getirmek için yanımızdan ayrıldı.









Bizde biraz oyalandık. 30 dk sonra küçük bir tekne ile geri geldi.Tekneye göre büyük bir motoru olması çok iyi.






Eşyalarımızı yerleştirdikten sonra Ile Anonyme adasına doğru yola çıktık. Geçmişte burayı balayı adası olarak kullanıyorlarmış. Guest House'lar ve restorantları ile çok romantik bir adaymış. Mahe adasına da yakın olması da başka bir avantajıymış.Sonra arap bir zengin burayı satın almış. Dan bir çok yerin bu arap zenginlerine satılmasından hoşnut olmadığını söylüyor.Ancak plajlar herkese açık!








Adada bembeyaz kumların olduğu plaja yanaştık. Oğlanlar denize girmek için çok sabırsız. Tabii bende. Biraz da deniz bizi serinletecek kadar soğuk olsa süper olacak. Eşyalarımızı bir ağacın altına koyup denize girdik.







Dan sabah yakalanan ilk balıklardan satın almış. Hemen bunları temizlemeye başladı.
Oğlanlar gözlük şnorkel ile deniz altını keşfetmeye koyuldu. Bizde Sherrie ile aldığım şarapı test etmeye karar verdik.




Ben de dalmak için denize girdim ve adanın burnuna doğru solumda bir Vatoz gördüm. muhteşem bir canlı. Kerem ve Andrew'u da yanıma çağırdım. Ama Andrew Vatoz kelimesini duyunca hemen denizden çıktı.










Plaja döndüğümüzde Dan ateş yakmaya çalışıyordu. Benim de yardımım ile ateşi yaktık. Karnımız acıktı.





Dan 30 yıldır profesyonel dalgıç.Hep yabancılar ile çalışmış. Benim hiç Avrupalıya benzemediğimi yardım etmeme şaşırdığını söyledi. Ben de kendisine avrupalı olmadığımı Türk olduğumu söyledim!





Salata balık ve şarap eşliğinde çok lezzetli balıklarımızı yedik. Bu ara iyi ki peynir getirmişiz. Çok iyi geldi. Lezzetin kokusunu almış olacak ki küçük bir ziyaretçimiz çıka geldi!





Biraz sohbetten sonra Andrew'u da ikna edip tekrar dalmaya gittik. Çünkü onun da Vatoz'u görmesini istiyorum. Kerem bir yanımda Andrew diğer yanımda el ele tutuşarak ilerlemeye başladık. Vatoz'u kaybettiğimiz yerde bir süre dolaştıktan sonra mahallenin ağır başlı abisi göründü. Andrew elimi sıkmaya başladı önce sonra sakinleşti. Bir süre peşinden yüzdük. Bu sefer de çocukları denizden çıkartamıyoruz!



Ada tamamen bize ait gibiydi. Sonra dan bir sürat motoru da plajın diğer köşesine demirledi.




Saat 16.00 gibi adadan ayrıldık. Yolda balık tutan teknelerin yanından geçtik. Kerem bir iki yudum bira içti ve neşelendi.Dan bizi aldığı yere bıraktı. Çocuklar burada en çok kim su çıkartacak yarışı yaptılar ben de bol bol resim çektim.



















Eve neşeli ve keyifli bir gün geçirmenin yorgunluğu ile döndük.



Akşam yemeği için hala arabam olmadığı için yine evde yememiz gerektiğini konuşurken. Dan bizi Kaz Kreol'e bırakıp sonra da gelip alabileceğini söyledi. Ne iyi adam konuşmaları ile odamıza çıktık. Herkes duş alıp dinlenecek ve saat 20.00'de Dan bizi almaya gelecek.


Dan 20.10 da gelip bizi yemeğe götürdü. Dan'i de yemeğe davet ettim ama kalmadı. Saat 21.45'de bizi almaya gelecek.



Menüde Creol,İtalyan ve Çin yemekleri var. Kerem Lazanya sipariş etti. Bizde pizza söyledik. Yanında da Güney Afrika şarabı söyledim. Herkes yemeğinden memnundu. Pizzaları bizdeki gibi odun ateşinde pişirdikleri bir fırında yapıyorlardı.




Dan tatlıya yetişti. Sadece dondurma vardı ve hepimiz dondurma sipariş ettik. Akşam yemeğinden çok memnun kalmış vaziyette buradan ayrıldık.

Eve geldiğimizde Dan'e borcumuzu sordum. Sadece bakkal alışverişinin yeterli olacağını söyleyince şaşırdım. 50.-€ verince oda bunu çok buldu. Ben ise az verdiğim duygusunu yaşıyordum. Hepimiz odalarımıza çekildik ve güzel bir uyku çektik.

28.01.2010